Etiket: bitkiler, gelen, hastalarına, hemoroid, hemoroid hastalarına, iyi, iyi gelen, SaglikDostu.Net, şifalı, şifralı bitkiler
Tedavi yada ilaç tedavisi gören hastaların bir çoğu alındığında -tedavi maliyeti ve işgücü kaybı ile- hemoroid,günümüzde bir çok toplumun olduğu hastalıklardan biridir .
Hemorid rahatsızlığında eğer yoğun kanama probleminiz var ise mutlaka bir genel cerrahi uzmanına başvurmalı ve gereken tedaviyi almalısınız.
Hemorid hastalığının tedavisi için kullanabileceğiniz bitkisel tedavi yöntemlerinden birkaçı aşağıdadır.
Toz zerdeçal ile hemoroid tedavisi
Toz zerdeçal hemoroid için çok faydalıdır. Aktif maddesi kurkumindir. 1 silme tatlı kaşığı zerdeçal (yaklaşık olarak 3 gram), ortalama 30-90 mg kurkumin içerir. 200 mg/gün’lük dozlarda (yaklaşık 2-4 silme tatlı kaşığı toz) zerdeçalın antienflamatuvar, antikanserojen ve antiaterojenik olduğu gösterilmiştir. Şimdiye kadar bilinen bir yan etkisi yoktur.
Karahalle ile hemoroid tedavisi
Karahalle bitkisi taş kadar sert bir bitkidir ve kahve çekirdeğine benzer. 100-150 gram karahelleyi çok az miktarda sade veya sıvı yağ ile, kısık ateşte, sürekli karıştırmak suretiyle pişirin. Pişirilen karahelle çekirdekleri yumuşak bir kıvam alacaktır. Altını kapatıp, ılıyıncaya kadar bekleyin ve ılıyan çekirdekleri cam bir kavanozda saklayın. Hemoroid şikayetlerinizin yoğun olduğu günlerde, yemeklerden önce, günde 2-3 kez 1 adet çekirdeği çiğneyin.
Kuşburnu ile hemoroid tedavisi
Kuşburnunu yıkayıp temizledikten sonra, pelte kıvamına gelinceye kadar pişirin. Elde ettiğiniz pelte ılıyınca, bu pelteyi makat bölgesine tampon yapacak şekilde koyun. Üzerine naylon kapatarak çamaşırınızı giyin ve oturun.
Sülük ile hemoroid tedavisi
Son zamanlarda doktorlarında sülük tedavisi hemoroid ve ilerlemiş varis vakalarında oldukça iyi sonuç vermekte. Sülük tedavisini yapan pek çok merkez bulunmakta. Ama önemli bir hatırlatma yapalım. Tedavide kullanılan sülükler başka birinde daha kullanılırsa hepatit ve AIDS gibi hastalıgının yayılması riskini göz önüne almaktadır…
Bazı kişiler doğuştan şanslı olarak beyaz diş rengine sahiptirler. Bazen de genetik olarak daha koyu diş rengiyle doğarız. Peki, koyu dişlerden kurtulmak, bembeyaz dişlere sahip olmak mümkün değil mi? Tabi ki mümkün, işte uzmanlardan öneriler…
İnsanlarda diş renkleri de tıpkı ten renkleri gibi farklılıklar gösterir. Annenin hamileyken kullandığı veya çocukken kullanılan bazı antibiyotiklerden dolayı da diş rengi koyulaşabilir.
Sulardaki flour yoğunluğu da diş renginin koyulaşmasına neden olur. Diş beyazlatmaya başlamadan önce ağız muayenesi yaptırmalısınız. Bu muayenede ağız içerisindeki dolgular, porselen kaplamalar, çürükler ve minedeki çatlaklar belirlenmelidir. Uygulanacak olan beyazlatma işlemi dişleri beyazlatırken dolguların ve ağızdaki porselenlerin rengi değişmemektedir. Dolayısıyla bu durum beyazlatmaya karar vermede önemli bir kriterdir.
Uzmanından öneriler
Şifalı bitkiler ve güzellik uzmanı Suna Dumankaya evde diş beyazlatma için şu kürü öneriyor:
1 çay kaşığı karbonat, yarım limonun suyu ve 2 damla zeytinyağı bir kap içerisinde karıştırılır. Daha sonra diş fırçası bu diş beyazlatıcı kür içine batırılıp dişler fırçalanır. Böylece sigara gibi sebepler yüzünden sararan dişlerin beyazlaması sağlanır.
Beyazlatıcı bantlar ve solüsyonlar
Beyazlatıcı bantlar ve dişlere sürülen solüsyonlarla da dişleri beyazlatmak mümkündür. Ayrıca diş fırçaları ve diş macunları dişlerinizdeki lekeleri temizleyerek onları doğal beyazlığına kavuşturur.
Beyazlatıcı macunlar
Beyazlatıcı diş macunları, dişlerdeki lekeleri çıkarmak üzere hafif aşındırıcı bir madde içerirler. Bazı diş macunları ise daha fazla leke çıkaran parlatıcı maddelere sahiptir. Beyazlatıcı bir diş macunu kullanmadan önce, ürünün size uygun olup olmadığı konusunda diş hekiminize danışın.
Son yıllarda lazer tekniği kullanılarak üretilen implantların daha uzun ömürlü olduğu ve ağızda kemik kaybını en aza indirecek sonuçlar sağladığı belirtiliyor.
Meffert İmplant Enstitüsü Başkanı Ali Arif Özzeybek yaptığı açıklamada, son 1 yıldır dünyada daha yaygın hale gelen, lazer teknolojisiyle üretilen implantlarla çok iyi sonuçlar alındığını söyledi.
Lazer-lock teknolojisiyle üretilen bu implantların en üst kısmındaki 0.3 milimetrelik bölümde nano ve mikro düzeltmeler yapılarak epitel hücrenin kontrol altına alındığını anlatan Özzeybek, bu teknolojinin ilk olarak ABD’de uygulanmaya başlandığını, son 1 yıldır başka ülkelerde de yaygınlaştığını belirtti.
Özzeybek, şunları kaydetti:
“Eski teknolojiyle üretilen implantların uygulandığı tedavide 1. yılın sonunda çenedeki kemik kaybı 1 milimetre iken lazerle üretilenlerde sadece 0.20 milimetre oluyor. Eski yöntemle üretilen implantların kemiğe kaynadığı yerde oluşan oyuğa zamanla bakterilerin yerleşmesi sonucu meydana gelen kemik kaybı, implantın ömrünü kısaltıyor. Oysa lazerle üretilen implantta epitel hücre kontrol altına alındığı için yok denecek kadar az bir oyuk meydana gelmesi nedeniyle bakteri oluşumu engelleniyor. Bu da implantın ömrünü uzatıyor.”
Lazerle üretilen implanttaki kemik kaybının, bugüne kadar bu tedavide ortaya çıkan en düşük oran olduğunu bildiren Özzeybek, yeni geliştirilen bu teknolojinin Lazer Lock Amerikan Osseointegrasyon Derneği’nin “en iyi buluş” ödülünü aldığını söyledi.
Uzmanlar, dengeli beslenmenin çocuğun genel vücut gelişimini etkilediği gibi onun diş ve dişeti gelişiminde de çok önemli rol oynadığını belirtiyor ve anne babalara uyarılarda bulunuyor.
Anne ve babaları çocukların diş sağlığı konusunda uyaran Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu çürüksüz ve sağlıklı dişler için beslenme çantasının önemine dikkati çekti.
Çocukların okula, genel beslenmenin yanı sıra diş sağlığı açısından da uygun özelliklerde besinlerle hazırlanan bir beslenme çantasıyla gönderilmesi gerektiğini ifade eden Kışlaoğlu, beslenme çantası hazırlarken dikkat edilmesi gerekenleri açıkladı.
Nişasta ve şeker içeren yiyeceklere dikkat edilmeli
Çocuğunuzun diş gelişiminin tam olması ve dişlerinin sağlıklı bir dişeti tarafından çevrelenmesi için doğru bir beslenme programına ihtiyacı vardır.
Karbonhidrat ağırlıklı beslenme düzenine sahip bir çocuk, diş çürüklerinin oluşumu açısından risk altındadır. Özellikle nişasta veya şeker içeren, ayrıca yapışkan olan gıdalar çok fazla tehlike içerirler. Çünkü nişasta veya şeker içeren yapışkan yiyecekler dişler üzerine yapışarak uzun süre orada kalabilirler. Bu da diş çürükleri açısından oldukça elverişli bir ortam yaratır. Bu nedenle alışveriş yaparken şeker ve nişasta içeren gıdalarda daha seçici davranınız ve bu gıdaların tüketimini en aza indirmeye çalışınız
Vitaminler, kalsiyum, fosfor ve florür önemli
Güçlü, çürüğe karşı dirençli dişlerin oluşumu için, tüm vitamin çeşitleri beslenmede yer almalıdır. Ayrıca çocuğunuzun beslenmesi çok miktarda kalsiyum, fosfor ve uygun seviyelerde florür içermelidir. Bu nedenle beslenme çantasında sıkça bulunması gereken gıdaların başında süt ve süt ürünleri gelmektedir. Sütlerin kutuları açılmadığı müddetçe oda sıcaklığında da güvenle saklanabilir. Sütün yanı sıra yoğurt ve ayran da sağlıklı seçimler olacaktır.
Ayrıca sebze ve meyvelerin çocuğunuzun vitamin ihtiyacını karşılaması için mutlaka beslenme çantasında yer alması gerektiğini vurgulayan Kışlaoğlu sandviçin içine domates, salatalık veya tatlı yeşil biber dilimleri eklemenin ya da patatesli börek yerine sebzeli böreği tercih etmenin çocuklar için daha uygun olacağını belirtti.
Kışlaoğlu “Bunların dışında beslenme çantasında mutlaka her gün bir meyve bulunmalıdır. Yemekten sonra meyve tüketemeyecekse bile, teneffüs aralarında açlık hissettiğinde açlığını dindirmenin en sağlıklı yolu meyve tüketimidir. Meyve ve sebzelerin doğrandıktan sonra bekletilmesi vitamin kayıplarına yol açtığından dolayı, beslenme çantalarına konulacak sebze ve meyvelerin mümkün olduğunca tek parça olarak konulması daha uygundur” dedi.
Abur cuburlar dişlerin en büyük düşmanı
Florür, çocuğunuzun diş çürüğüne karşı en büyük koruyucusu iken, sık sık abur cubur yenilmesi ise en büyük düşmanı olabilir. Kurabiyeler, şekerlemeler, kurutulmuş meyve, asitli içecekler, tuzlu krakerler ile patates cipsleri gibi birçok gıda ve çerezde bulunan şeker ve nişasta, dişlerdeki plak ile birleşir ve asit oluştururlar. Bu asitler, diş minesine saldırarak, çürüklere neden olabilirler. Bu nedenle bu yiyeceklere çok dikkat edilmeli ayrıca çocuğunuzun diş hekimi tarafından düzenli olarak kontrollerinin yapılması da ihmal edilmemelidir.
Çürük oluşumu engellemek için başka neler yapılabilir?
Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı ya da ilaç henüz geliştirilemedi, ancak çürük sayısını azaltmaya yönelik malzemeler günümüzde kullanılmaktadır.
Fissür örtücüler
Azı dişlerinin çiğnemeye yüzeyinde fissür denilen küçük çukurcuklar vardır. Fissür örtücü malzemeyle çukurcukların üzeri kapatılıp; o bölgeye mikrop, yemek artığı vs’nin sızması engellenerek çürüğün başlaması önlenir. Bu işlem 6 yaşından itibaren kalıcı azı ve küçük azı dişlerine uygulanabilir.
Fluor uygulaması
Çürüğü engellemenin başka bir yolu da çürüğe karşı direnci arttırmaktır. Dişlere yüzeysel fluor uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.
Diş fırçalama
Anne ve babalardan en sıklıkla duyduğumuz yakınma çocuklarının diş fırçalamadığıdır. Çocukların ileriki yaşlarda bu alışkanlığı sürdürmesinin en kolay ve etkili yöntemi erken yaşlarda diş fırçalamaya başlanmasıdır. Bu nedenle okulda yemekten sonra dişlerini fırçalaması için uygun bir fırça ve macun çantasına konulmalı ve önemi anlatılmalıdır.
Dış görünüş ile özgüven arasında çok yakın bir bağlantı vardır. Dış görünüşünün kötü olduğunu düşünen kişi, özgüvenini kaybedebilir.
Kişinin davranışlarında özgüven kaybından kaynaklanan bu tutukluk, çoğu zaman konuşmaya ve iletişime yansır. Özgüvenini tekrar kazanmak isteyenler yüzünde veya vücudunda değişiklik yaratmak için, çoğu zaman estetik yöntemlere başvururlar. Yani estetik operasyon başvurularında sebep çoğu zaman özgüven kazanımıdır.
Dişler, yüzümüzün en dikkat çeken yeri olduğu için, küçük kusurların bile hemen göze çarptığını belirten, Diş Hekimi Protez Doktoru Çağdaş Kışlaoğlu, sağlıklı ve bakımlı görünen dişlerin, insanların dikkatini daima pozitif yönde etkilediğini söyledi.
Kışlaoğlu’na göre, sağlıklı dişler kişide özgüveni arttırırken, kötü görünümlü dişler ise özgüveni kaybettirir, kişi gülümsemeye ve konuşmaya çekinir. İşte bu noktada diş estetiği devreye giriyor. “Eskiden dişi ağrıyana, şişene dek insanların aklına diş hekimine gitmek gelmezdi. Yani ihtiyaçtan diş hekimine gidilirdi.” diyen Dr. Çağdaş Kışlaoğlu, artık güzellik kaygısıyla, hastaların sırf danışmak için bile diş hekimine gittiğinin altını çizdi.
Dişlerin konuşmadaki önemi
Konuşma, insan ilişkilerinin en önemli özelliklerindendir. Kendine güvenen bir bireyin kullandığı kelime ve kurduğu cümleler o kişi hakkındaki tüm düşünceleri olumlu ya da olumsuz yönde etkileyebilir. Konuşmada en önemli etken ağzımız ve dişlerimizdir. Diş yapısı bozuk olan bir kişi genellikle konuşmaktan kaçınır ya da konuşurken ağzını kapatma gereği duyar, bu da sosyal hayatı ve iletişimi kötü yönde etkileyen en büyük sebeplerden biridir.
Politikacılık, aktörlük, spikerlik, şarkıcılık gibi bazı meslekler, büyük ölçüde düzgün konuşmaya dayanır.
Dişlerin konuşmaya fiziksel etkisi
Düzgün konuşmada dişlerin önemli rolleri vardır. Dişler çene kemikleri, dişetleri, dil ve damak, konuşma ile ilgili görevlerini bir bütün halinde yürütürler. Kullandığımız kelimelerdeki tüm harfler, dişlerimizin ne ölçüde tam olduğuna bağlı olarak istenilen sesi çıkarmamızı sağlar. Dişleri takma olan bir kişinin dişlerini çıkardığındaki konuşmasını düşünürsek, dişlerin konuşmamızı ne denli etkileyebildiğini kavramak hiç de zor olmayacaktır.
Örnek vermek gerekirse;
1. DE ve TE sesleri, dil ucunun, üst kesicilerin damak tarafındaki eğiminden destek almasıyla çıkar.
2. FE ve VE sesleri ise, alt dudağın, üst kesicilerin kesici uçlarına temas etmesiyle çıkar.
3. SE sesi, karışık bir işlemle çıkar. Alt ve üst kesiciler birbiriyle temas halindeyken, dilin, azıların dil tarafındaki yüzeyinden destek alması ve dil ucunun da (kesiciler arasında bir oluk yapıp) hava borusu oluşturmasıyla gerçekleşir. ŞE ve JE sesleri de buna benzer bir işlemle gerçekleşir; fakat bu sırada dil ucu göreve katılmaz.
Dişler çene kemikleri, dişetleri, dil, damak, buların hepsi, çiğneme, tat alma, yutkunma ve konuşma ile ilgili görevlerini bir bütün halinde yürütürler.
Konuşmayı etkileyen diğer bir etkenin de ortodontik problemler denilen, çenesel uyumsuzluk veya dişsel bozukluklar olduğunu ifade eden Kışlaoğlu, ortodonti’nin çapraşık dişlerin düzeltilmesi, diş, çene ve yüzdeki uyumsuzlukların giderilmesi ile ilgilenen bir bilim dalı olduğunu belitti.
Ortodontistlerin, çene kemiği ve dişlerimizin doğru yerde ve doğru konumda yerleşmesini sağladığını açıklayan Kışlaoğlu, “Dişlerdeki çapraşıklıkların düzeltilmesi ile önemli bir estetik kazanım ve konuşma kolaylığı sağlandığı gibi, ağız ve diş sağlığına da birçok faydası vardır.
Çapraşıklıkların giderilmesi ile bu bölgelerin daha kolay ve etkili temizlenmesi sağlanır, böylece çürük ve dişeti hastalıklarının önüne geçilmiş olur. Ayrıca dişlerin ve çenelerin birbiriyle kapanışları düzeleceği için kullandığımız kelime ve harflerin telaffuzu daha net sağlanır.” diye konuştu.

